İçeriğe geç

← Blog

İhsan Erz · Blog · 29 Ekim 2026

Medeniyetin Görünmeyen Temelleri · 6/7

Türkiye Neden Yetiştirdiği Zihinleri Kaybediyor?

Bir insanın gitmeye karar verdiği an, çoğu zaman bavulunu topladığı gün değildir. Bazen aylar önce, yaptığı başvurunun cevabını beklerken başlar. Bazen emeğinin değerlendirilmeyeceğini düşündüğü bir görüşmede. Bazen de ailesiyle oturup önümüzdeki beş yılın nasıl geçeceğini konuşurken. Bunlar tek bir kişinin hikâyesi olarak anlatılmıyor; kararın farklı yüzlerini düşünmek için önümüze koyduğumuz ihtimaller. Aynı yola çıkan herkesin gerekçesi aynı olmayabilir.

Maaş, bu tartışmanın meşru bir parçası. Bir uzmanın ev kurmak, çocuk büyütmek ve geleceğini planlamak istemesi ayıplanacak bir şey değil. Fakat herkesin kararını tek başına gelir farkına bağlamak da eksik kalabilir. Çalışma ortamı, mesleki gelişim, adil değerlendirme, araştırma imkânı ve aile hayatı gibi etkenleri ayrıca incelemek gerekir. Hangisinin kim için daha ağır bastığını öğrenmenin yolu insanları dinlemek ve düzenli araştırma yapmak. Önceden seçtiğimiz açıklamaya uygun birkaç örnek toplamak yetmez.

Bir üniversiteyi veya işletmeyi gözümüzde canlandıralım. Genç çalışan yeni bir yöntem öneriyor. Önerinin teknik değeri tartışılmadan önce kıdemine bakılıyor. Başka bir yerde ise soru ciddiye alınıyor, bütçe yoksa gerekçesi açıklanıyor, deneme yapılabiliyorsa küçük bir alan açılıyor. Bu iki ortamın aynı insana nasıl hissettireceğini düşünmek zor değil. Bunları Türkiye'deki bütün kurumlar hakkında verilmiş bir hüküm olarak değil, kurumların kendilerine yöneltebileceği bir karşılaştırma olarak söylüyorum.

Bu nedenle önerim önce kalma koşullarını iyileştirmek. İşe alım ve yükselmede ölçütler açık yazılmalı; kararların gerekçesi görülebilmeli. Genç uzmanlara kendi işlerini geliştirebilecekleri sorumluluk verilmeli. Araştırma destekleri, projeyi sürekli geçici çözümlerle yürütmeye zorlamamalı. Nitelikli teknik ekiplerin çalışma sürekliliği korunmalı. Bir araştırmacıyı çekmek için büyük ilanlar verirken onunla birlikte çalışacak insanların güvencesini unutursak ekip kurmak yerine isim toplamış oluruz.

Yer meselesi de önemli. Her nitelikli işin birkaç büyükşehre sıkıştığı bir gelecek tasarlamamalıyız. Diyarbakır'da, Konya'da veya Samsun'da uzmanlık isteyen işlerin gelişmesi için yerel üretim sorunlarıyla üniversiteler arasında gerçek ilişkiler kurulabilir. Bunun karşılığı yalnızca ortak toplantı olmamalı. Öğrenciye ücretli proje, mezuna ilk iş, işletmeye çözülen bir teknik sorun sunabilmeli. Uzaktan çalışma da kullanılabilir; fakat çalışanın mesleki gelişimini ve haklarını gözeten bir düzen içinde.

Yurt dışındakilerle ilişkimizi ise vicdani borç hatırlatmasına sıkıştıramayız. Herkesin dönmesi gerekmiyor. Bir uzman başka ülkede yaşarken Türkiye'deki bir ekiple birlikte üretebilir. Ortak laboratuvar çalışması, dönemlik ders, danışmanlık veya girişim ortaklığı mümkün olabilir. Dönmek isteyen için de yalnızca uçak bileti değil, eşinin işi, çocukların eğitimi ve araştırmasının sürekliliği düşünülmeli. Dönüşü bir tören olarak tasarlayıp sonrasını kişinin kendi mücadelesine bırakmak yeterli olmaz.

Bir ülkenin insanlarına sunabileceği en güçlü davet, kalmalarını ne kadar istediğini anlatması değildir. Burada kuracakları hayatın neye benzeyeceğini inandırıcı biçimde göstermesidir. Gidenle bağını koruyan, kalanın emeğini gören ve dönmek isteyene çalışabilir bir alan açan Türkiye üzerine düşünmeliyiz. Bavul kapanmadan önce sorulabilecek bir soru var: Bir insanın burada gelecek görmesi için hangi kapıyı bugün açabiliriz?

İngilizcesini oku ↗ · Tüm blog yazıları

E-posta ile takip edin

Yeni yazılarda buluşalım.

Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

Abone ol

Ücretsiz. Dilediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.