Öğrenmek, çalışma hayatının dışında kalmamalı
Yeni beceriler kazanmayı herkesten bekliyoruz. Bu beklentinin adil ve gerçekçi olabilmesi, öğrenmek için gereken zamanı ve desteği işin içinde nasıl kurduğumuza da bağlı.
Bir çalışana yeni bir programı öğrenmesi söyleniyor. Gündüz aynı işleri yetiştirecek, müşterilere cevap verecek ve teslim tarihlerini koruyacak. Öğrenme ise akşamına, hafta sonuna veya kendisine kalan dar bir aralığa yerleşecek. Kâğıt üzerinde gelişim fırsatı sunulmuş olabilir. Fakat o fırsatın hangi zamanla kullanılacağı açık değildir.
Çalışmanın geleceğini konuşurken uyum sağlama becerisini çok önemsiyoruz. İnsanların yeni yöntemler öğrenmesi elbette değerli. Ancak bunu yalnızca kişisel isteğe bağladığımızda, hayatın şartları arasındaki farkları gözden kaçırabiliriz. Aynı eğitime erişim bağlantısının gönderilmesi, herkesin o eğitimden aynı biçimde yararlanabildiği anlamına gelmez.
Öğrenmenin çalışma düzeninin gerçek bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Bir işin değişmesi kurumun ihtiyacıysa, bu değişime hazırlanmanın bütün maliyeti çalışanın özel hayatına bırakılamaz. Zaman, rehberlik ve uygulama alanı birlikte düşünülmeli. Aksi hâlde gelişim çağrısı, insanın zaten dolu olan gününe eklenen yeni bir beklentiye dönüşebilir.
Eğitimin takvimde bir yeri var mı?
İlk soru hangi eğitimin alınacağı kadar, öğrenilenin hangi işte kullanılacağı olmalı. İhtiyaç belirlenmeden geniş bir kurs listesi sunmak kolaydır. Oysa çalışan aynı dosyayı hazırlarken zorlanıyor veya aynı müşteriye açıklama yaparken eksik kalıyorsa, küçük ve hedefli bir öğrenme daha anlamlı olabilir. Başlangıç noktası işin içindeki somut sorudur.
Ayrılan zamanın gerçek olması da gerekir. Eğitim saatine toplantı konuyor, yetişmeyen işler akşama taşınıyor ve katılımın bedeli yine çalışana dönüyorsa, takvimdeki ayrım işlevini kaybeder. Öğrenmeye zaman ayırmak, başka hangi işin daha sonra yapılacağını da kararlaştırmak demektir. Öncelik, yalnızca sözle belirlenmez.
Uygulama olmadan bilgiyi kullanmak zorlaşabilir. Yeni yöntemi düşük riskli bir örnek üzerinde denemek, deneyimli birinden geri bildirim almak ve soruları rahatça sorabilmek işe yarar. İnsan öğrenirken yavaşlayabilir. Bu geçici yavaşlığı başarısızlık gibi değerlendiren bir düzen, istediği gelişmenin önünü kendi eliyle kapatabilir.
Her çalışanın aynı noktadan başlamadığını kabul etmek de önemlidir. Birinin teknik temeli güçlü, diğerinin müşteri ilişkisi veya saha bilgisi daha derin olabilir. Eğitim, insanları eksiklerine göre sıralayan bir yarışa dönüşmemeli. Farklı becerilerin birbirini destekleyebildiği bir çalışma ortamı kurulabilir.
Öğrenmenin karşılığını birlikte görmek
Eğitimin başarısını yalnızca tamamlanan saatlerle değerlendirmek istemem. İşte daha az tekrar oluştu mu? Bir hata daha erken fark ediliyor mu? Çalışan yaptığı işlemi daha iyi açıklayabiliyor mu? Bunlar her zaman hemen sayıya çevrilemeyebilir. Yine de öğrenmenin gündelik karşılığını konuşmak, katılım kaydını sonuç saymaktan daha değerlidir.
Küçük işletmelerin bu konuda ayrı güçlükleri olabilir. Bir kişinin birkaç saat yokluğu işin tamamını etkileyebilir. Bu durumda ortak eğitimler, kısa uygulama oturumları ve farklı zamanlara bölünmüş çalışmalar düşünülebilir. Büyük bir kurumun modelini küçültmek yerine, işletmenin gerçek temposuna uygun bir düzen aramak gerekir.
Çalışanın öğrendiği bilgiyi paylaşabilmesi için de alan açılmalı. Bir kişinin bulduğu daha iyi yöntem, uygun bir açıklamayla ekibin ortak becerisine dönüşebilir. Ancak bu paylaşım görünmez ek iş hâline gelmemeli. Hazırlık için ayrılan zamanın ve katkının tanınması, öğrenme kültürünün sürdürülebilirliğini etkiler.
Türkiye’de üretkenliği tartışırken insanlardan sürekli daha hızlı çalışmalarını istemenin sınırını da görelim. Bazen ilerleme, aynı işi daha çok sıkıştırmakta değil, işi farklı yapmayı öğrenmekte saklıdır. Bunun için çalışanın soru sormasını, denemesini ve gerektiğinde eski alışkanlığını bırakmasını mümkün kılan şartlar gerekir.
Bir mesleğin geleceğini insanın tek başına yetişmesi gereken sonsuz bir yarış olarak hayal etmiyorum. İşyerinin de öğrenen bir yapıya dönüşmesi mümkün. Gelişimin yükünü paylaşabildiğimizde, yeni beceri kazanmak insanların hayatını daraltan bir baskı olmaktan çıkıp çalışma hayatını genişleten bir imkâna dönüşebilir.
Yeni yazılarda buluşalım.
Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

