KÜRESELLEŞMENİN YENİ SINAVI: ORTAK KURALLAR

Dünya ticaretinin büyümesi, dünyanın aynı kurallara duyduğu güvenin de büyüdüğü anlamına gelmiyor. Önümüzdeki dönemin asıl meselesi, ekonomik bağlantıları hangi ortak zemin üzerinde sürdüreceğimiz.

İçeriğe geç
← Köşe yazısı arşivi

İHSAN ERZ · AGD Haber Ajansı · 12 Ekim 2026

KÜRESELLEŞMENİN YENİ SINAVI: ORTAK KURALLAR

Dünya ticaretinin büyümesi, dünyanın aynı kurallara duyduğu güvenin de büyüdüğü anlamına gelmiyor. Önümüzdeki dönemin asıl meselesi, ekonomik bağlantıları hangi ortak zemin üzerinde sürdüreceğimiz.

Bir ürünün sınırdan geçmesini çoğu zaman liman, kamyon, uçak veya gümrük kapısıyla düşünürüz. Oysa sınırdan geçen yalnızca ürün değildir. Bir sözleşmeye güven, bir standardın kabulü, ödeme sisteminin işleyeceği beklentisi de geçer. Dünya ticaretinin görünmeyen altyapısı, bu beklentilerin yeterince öngörülebilir olmasıdır.

Dünya Ticaret Örgütünün 8 Ekim’de açıkladığı görünüm, 2026’da mal ticareti hacminin yüzde 3,9 büyümesini öngörüyor; mart tahmini yüzde 1,9’du. 2027 için öngörü yüzde 4,1. Bunlar gerçekleşmiş sonuçlar değil, koşullar değiştikçe güncellenebilecek tahminler. İyileşen görünüm önemli, fakat tek başına ortak ticaret düzeninin bütün sorunlarının çözüldüğünü göstermiyor.

Örgütün eylül ayında yayımladığı 2026 Dünya Ticaret Raporu da çok taraflı sistemin değişen ekonomik güç dağılımı ve yeni koşullar karşısında nasıl uyarlanacağını ele alıyor. Ben bu iki gündemi birlikte okumayı gerekli buluyorum. Ticaret akışı bir dönem güçlü kalabilir; aynı sırada o akışı yöneten kurumlara ve kurallara duyulan güven aşınabilir.

Bağlantı sürüyor, bağlantının anlamı değişiyor

Küreselleşmenin bittiğini ilan etmek bana fazla kolay bir açıklama gibi geliyor. Bir ülke bazı ürünlerde tedarikini çeşitlendirirken başka alanlarda dış dünyayla daha fazla bağlantı kurabilir. Fiziksel malların yanında yazılım, finans, veri ve bilgi akışları vardır. Harita değiştiğinde dünyanın bütünüyle birbirinden koptuğu sonucuna hemen varmamalıyız.

Buna rağmen her ekonomik bağlantının yalnızca maliyet hesabıyla kurulabileceği düşüncesi de yeterli değildir. Ülkeler güvenliği, enerjiye erişimi, kritik üretim kapasitesini ve toplumsal dayanıklılığı birlikte tartmak ister. Bu kaygıları peşinen irrasyonel saymak, insanların ekonomik düzen hakkında duyduğu gerçek endişeleri anlamamızı zorlaştırır.

Asıl mesele, haklı bir güvenlik ihtiyacının nerede bitip belirsiz ve sürekli genişleyen bir istisnanın nerede başladığıdır. Hangi kuralın ne zaman uygulanacağı bilinmiyorsa, sınırın ötesindeki aktör kendi planını yapamaz. Bir kararın yalnızca güçlü olana karşı uygulanmayacağı beklentisi de sistemin meşruiyetini zayıflatabilir.

Bu nedenle ortak kuralları zayıfların uyacağı, güçlülerin gerektiğinde aşacağı bir düzen gibi kuramayız. Kurala duyulan güven, sonuçların herkesi aynı ölçüde memnun etmesiyle sağlanmaz. Kararın gerekçesi, itirazın yolu ve uygulamanın öngörülebilirliğiyle sağlanır. Ekonomik güç farklarını ortadan kaldıramasak da keyfîliğin alanını daraltabiliriz.

Bir ülkenin üretim kapasitesini güçlendirmesi ile diğer toplumlarla ortak bir düzene bağlı kalması arasında mutlak bir seçim olmak zorunda değil. Dayanıklılık, bütün bağlantıları kesmekten çok aşırı bağımlılığı tanımayı ve seçenekleri artırmayı gerektirebilir. Tam kopuşun maliyetini veya tam açıklığın riskini gizleyerek sağlıklı bir tartışma kuramayız.

Yeni kurallar eski eşitsizlikleri büyütmemeli

Dijital ticaret bu tartışmayı daha karmaşık hâle getiriyor. Bir hizmetin nerede üretildiği, verinin nerede işlendiği ve sorumluluğun hangi kurum tarafından üstlenildiği aynı yerde olmayabilir. Sadece eski mallara göre hazırlanmış kavramlarla yeni hizmetleri yönetmeye çalışırsak, düzenin boşluklarıyla karşılaşırız. Bilgisayar bilimleriyle uluslararası ticaretin kesiştiği alan tam da burasıdır.

Ortak kuralların yeniden kurulması, gelişmiş ülkelerin tarihsel avantajlarını olduğu gibi korumak anlamına da gelmemeli. Yeni bir standarda uyum için gereken teknoloji ve finansman herkeste aynı ölçüde bulunmaz. Geçiş süreleri, kapasite geliştirme ve açık ölçütler konuşulmadan getirilen yükler, haklı amaçlar taşısa bile eşitsizliği büyütebilir. İş birliğinin kalitesi, bu farkları nasıl yönettiğimizde görünür.

Devletlerin bu süreçteki görevi yalnızca kendi şirketlerini korumak değildir. Rekabetin adil işlemesini, tüketicinin haklarını ve çalışanların dönüşüme hazırlanmasını da gözetmeleri gerekir. Ticaret politikası bütün toplumun yerine tek bir sektörün beklentisini koyduğunda, kazanımlar ile maliyetler arasındaki dağılım tartışması büyüyebilir.

Küresel ekonomik düzenin meşruiyeti de burada sınanıyor. İnsanlara toplam ticaretin arttığını söylemek, kendi hayatlarında yaşadıkları kaybı kendiliğinden açıklamaz. Bir bölgede işler değişiyor, beceriler eskiliyor veya gelirler baskı altında kalıyorsa, bunu yalnızca uyum sağlayamayan insanların sorunu gibi anlatmamak gerekir. Değişimin kurumlar tarafından yönetilmesi gerekir.

Bu yüzden ticaretin faydasını savunmakla iş kaybı, ücret ve bölgesel eşitsizlik gibi konuları ciddiye almak birbirine karşıt tutumlar değildir. Güçlü eğitim, geçiş desteği ve şeffaf karar süreçleri ekonomik açıklığın toplumsal temelini güçlendirebilir. İnsanların değişime katılabileceği bir yol sunulmadığında, en parlak büyüme rakamı bile güven üretmeyebilir.

Uluslararası gelişmeleri yalnızca bir ülkenin galibiyeti veya kaybı üzerinden okumayı yeterli bulmuyorum. Kısa vadede bir tarafın lehine görünen karar, uzun vadede ortak sistemin maliyetini artırabilir. Önemli olan, kendi toplumunun çıkarını savunurken diğer toplumların öngörülebilirlik ihtiyacını da hesaba katabilen kurumlar kurmaktır.

Küreselleşmenin geleceğini yalnızca ticaretin kaç puan büyüyeceği belirlemeyecek. O büyümeyi mümkün kılan güvenin nasıl korunacağı da belirleyecek. Birbirine bağlı bir dünyada kalıcı güç, başkalarının sürekli hazırlıksız yakalandığı bir düzen kurmakla ölçülemez. İnsanların, işletmelerin ve ülkelerin yarını makul ölçüde hesaplayabildiği bir ortak zemin kurabilmek de güçtür.

Farklı bakışlar, değerli kalemler, özel haberler.AGD’yi keşfet ↗

Diğer köşe yazılarına dön ↗
E-posta ile takip edin

Yeni yazılarda buluşalım.

Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

Abone ol

Ücretsiz. Dilediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.