Bir düzenin değeri, biz yokken de iyi çalışabilmesidir
Her sorunu çözen bir kişiye duyduğumuz hayranlık, bazen sorunun neden hep aynı kişiye gittiğini görmemizi engeller. Kalıcı katkı, başkalarının da güvenle hareket edebildiği bir düzen bırakabilmektir.
Bir işin nasıl yapılacağını yalnızca bir kişinin bildiği bir yer düşünelim. O kişi geldiğinde sorunlar çözülüyor, aranan bilgi bulunuyor, işler yeniden ilerliyor. Herkes onun ne kadar vazgeçilmez olduğundan söz ediyor. Fakat izin aldığı gün aynı iş duruyorsa, orada güçlü bir insanla birlikte kırılgan bir düzen de bulunuyor olabilir.
Vazgeçilmez olmak kulağa bir başarı gibi geliyor. Emeğimizin fark edildiğini, bilgimizin önem taşıdığını ve bize ihtiyaç duyulduğunu hissettiriyor. Yine de kendimize başka bir soru sorabiliriz: Benim katkım insanların hareket alanını mı büyütüyor, yoksa her adımın yeniden bana dönmesini mi gerektiriyor?
Bu soruyu yalnızca iş hayatı için düşünmüyorum. Bir ailenin bütün randevularını takip eden kişi, bir gönüllü çalışmanın bütün ilişkilerini taşıyan insan veya bir apartmandaki her arızanın kime bildirileceğini bilen komşu da benzer bir yük üstlenebilir. Düzen çalışıyor görünür. Onu çalıştıran kişinin ne kadar yorulduğu ise kolayca gözden kaçar.
Bir insanın büyük çabasına teşekkür etmek gerekir. Ama teşekkür, o çabanın sürekli aynı yoğunlukta devam etmesini beklemenin nazik bir biçimine dönüşmemeli. İyi bir düzen, insanların gücünden yararlanırken onların dinlenme, ayrılma veya hayatlarını değiştirme hakkını da hesaba katar.
Kahramanlık neyi görünmez kılıyor?
Bir aksama yaşandığında gece geç saate kadar uğraşıp işi yetiştiren kişiyi hatırlarız. Aynı aksamanın neden tekrarlandığını konuşmak daha az heyecan verici olabilir. Bazen istisnai çabaya duyduğumuz hayranlık, olağan işleyişin eksiklerini gölgeleyebilir. Her seferinde birinin fedakârlığına ihtiyaç duyan düzeni başarılı saymaya başlarız.
Oysa önceden açıkça paylaşılmış bir bilgi, güncel bir kayıt veya tanımlanmış bir sorumluluk, o geceki telaşın bir kısmını önleyebilirdi. Bunlar gösterişli katkılar değildir. Kimsenin telefonunun çalmadığı sakin bir akşam olarak sonuç verirler. İyi yönetimin bazı başarıları, yaşanmayan güçlüklerde saklıdır.
Bundan her işin ayrıntılı bir talimata dönüşmesi gerektiği sonucu çıkmaz. İnsanlarla çalışılan alanlarda deneyim, yorum ve duruma göre karar verme önemlidir. Ama her şeyin birkaç kişinin hafızasında kalmasıyla her hareketin kurala bağlanması arasında geniş bir alan var. İhtiyaç duyulan bilgiye ulaşılabildiği, yetkinin belli olduğu ve soru sormanın mümkün olduğu bir alan.
Bir işe yeni başlayan kişiye dosyaları vermekle yetinmeyebiliriz. Hangi bilgi neden tutuluyor, olağan dışı bir durumda kime başvuruluyor, geçmişte hangi tercih hangi sorunu çözmüş? İşin mantığı anlaşılmadığında kayıtlar kalabalıklaşır ama bağımsız hareket etme imkânı aynı ölçüde büyümez.
Yetkiyi paylaşmadan yük paylaşılır mı?
Birine görev verip her küçük karar için yeniden onay istemesini beklediğimizde, sorumluluğu devretmiş görünürüz. Gerçekte işin bir kısmını ona, karar yükünü yine kendimize bırakmış olabiliriz. Bu durumda iki taraf da bekler. Birisi hata yapmaktan, diğeri kontrolü kaybetmekten yorulur.
Ben sağlıklı bir devirde sınırların açıklığını önemli buluyorum. Kişi hangi kararları kendi verebilir? Hangi durumda danışması gerekir? Hata oluştuğunda önce ne yapılır? Bu soruları konuşmak, güvenin karşıtı değildir. Güveni uygulanabilir bir ilişkiye dönüştürür.
Elbette herkes her işi hemen üstlenemez. Bazı görevler eğitim, deneyim ve özel sorumluluk gerektirir. Böyle yerlerde güvenli bir geçiş, birlikte çalışarak ve aşamalı yetki vererek kurulabilir. Hazırlıksız birine işi bırakıp sonrasında başarısızlığını kişiliğine yüklemek, devir sayılmaz.
Bir başka engel de bilgiyi korumanın konumumuzu koruyacağını düşünmemiz olabilir. Bildiğimiz her şeyi paylaşırsak bize ihtiyaç kalmayacağından korkabiliriz. Bu korkuyu küçümsemiyorum. İnsanların emeğini yalnızca taşıdıkları sırlar üzerinden değerli kılan yerlerde paylaşmak gerçekten güvensiz hissettirebilir. Bu yüzden bilginin aktarılmasını isteyen kurum, onu aktaran kişinin değerini de tanımalı.
Öğreten, işi anlaşılır kılan ve başkasının sorumluluk almasını sağlayan kişinin katkısı görünür olmalı. Yalnızca bütün sorunların son durağı olanları ödüllendirirsek, sorunların o kişilere hiç gelmeden çözülmesini sağlayan emeği gözden kaçırırız. Hangi davranışı takdir ettiğimiz, gelecekte nasıl bir düzen kuracağımızı etkiler.
Bizden sonrasını düşünmek
Bir gönüllü çalışma, kurucusu uzaklaştığında bütünüyle dağılıyorsa bunun nedeni ilgisizlik olmayabilir. İlişkiler tek bir telefonda, kararlar tek bir hafızada ve çalışma biçimi söylenmemiş alışkanlıklarda kalmış olabilir. İyi niyetin başkaları tarafından sürdürülebilmesi için anlaşılır bir şekle ihtiyacı vardır.
Bu şekil bazen birkaç sayfalık bir kayıt, bazen düzenli bir devir görüşmesi, bazen de ortak erişilebilen güncel bir takvimdir. Önemli olan belgenin büyüklüğü değil, gerçekten kullanılabilmesidir. Kimsenin açmadığı uzun bir dosya yerine, bir başkasının ihtiyaç duyduğu anda işe yarayan kısa bir açıklama daha değerli olabilir.
Aile içinde de aynı düşünceyi taşıyabiliriz. Evdeki görünmez organizasyonun nasıl yürüdüğünü paylaşmak, yalnızca birinin yardım etmesini istemek değildir. Ortak hayatın bilgisini de ortaklaştırmaktır. Bir kişinin aklında tutulduğu için kolay görünen iş, başkaları tarafından öğrenildiğinde yüküyle birlikte görünür hâle gelir.
Bütün bunların içinde insanın kendisine karşı bir sorumluluğu da var. Her zaman ulaşılabilir olmayı değerimizin kanıtı sayarsak, dinlenmeyi bile açıklamak zorunda kalabiliriz. Oysa birinin birkaç gün uzaklaşabildiği ve işlerin güvenle sürdüğü bir yer, o kişiye daha az ihtiyaç duyulduğunu göstermez. Katkısının daha sağlam bir biçim aldığını gösterebilir.
Kalıcı bir iz bırakmayı düşünürken ismimizin ne kadar anılacağına fazla odaklanabiliyoruz. Ben bazen başka bir ölçüyü daha anlamlı buluyorum: Biz orada olmadığımızda insanlar neyi daha kolay yapabiliyor? Hangi bilgiye ulaşabiliyor, hangi sorunu çözebiliyor ve hangi kararı korkmadan verebiliyor?
İyi bir düzen kurmak, insanın kendisini silmesi değildir. Kendi emeğini başkalarının imkânına dönüştürmesidir. Geleceğe bırakabileceğimiz en değerli şeylerden biri, sürekli bizi bekleyen bir boşluk yerine, başkalarının da güvenle yer alabileceği çalışan bir hayat olabilir.
Yeni yazılarda buluşalım.
Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

