Aynı dili konuşmak, aynı şeyi anlamak değildir
Kelimeleri çevirebiliriz; fakat bir sözün içindeki beklentiyi, nezaketi ve suskunluğu anlamak için bağlamı da dinlemek gerekir.
Bir buluşmanın ardından “Yine görüşelim” dediğimizi düşünelim. Bu cümle bazen gerçek bir davettir. Takvim açılır, gün belirlenir, konuşma devam eder. Bazen de birlikte geçirilen zamana gösterilen nazik bir kapanıştır. Sözcükler aynıdır; sözün taşıdığı beklenti değişir. Biri yeni bir görüşme beklerken diğeri konuşmanın çoktan tamamlandığını düşünebilir. Aradaki mesafe, sözlükte eksik bir kelimeden doğmaz.
Birbirimizi anlamayı çoğu zaman dil bilgisiyle ilişkilendiriyoruz. Doğru kelimeyi seçer, cümleyi düzgün kurar, sesimizi açıkça duyurursak anlaşacağımızı varsayıyoruz. Bunların her biri önemlidir. Yine de gündelik hayat, dilin görünen cümlelerden daha geniş bir alanı olduğunu hatırlatır. Bir sözün ne zaman söylendiği, kime yöneldiği ve ardından hangi davranışın beklendiği de anlamın içindedir.
Bu yüzden aynı dili konuşan insanlar arasında da derin yanlış anlamalar olabilir. Birinin açık sözlülük diye gördüğü davranış, diğerine dikkatsizlik gibi gelebilir. Biri susarak saygı gösterdiğini düşünürken diğeri ilgisizlik hissedebilir. Bu durumları yalnızca iyi niyet veya kötü niyet üzerinden açıklamak, aradaki farklı beklentileri görmemizi zorlaştırır. Birbirimizin sözü nasıl kullandığını da öğrenmemiz gerekir.
Farklı ülkelerden gelen insanlar söz konusu olduğunda bu ayrıntılar daha görünür hâle gelebilir. Fakat her kişiyi ülkesinin temsilcisi gibi okumak da kolaycıdır. Bir ülkede doğmuş olmak, herkese aynı iletişim biçimini vermez. Aile, meslek, kuşak, yaşanan şehir ve kişinin kendi tercihleri sözün kullanımını etkileyebilir. Kültür hakkında bildiklerimiz bir başlangıç sağlar; karşımızdaki insanı dinlemenin yerini tutmaz.
Sözün etrafındaki hayat
Bir sofrada ısrarla yemek teklif edildiğini varsayalım. Bir konuk ilk reddin ardından konunun kapanmasını bekleyebilir. Ev sahibi ise ikinci kez sormamayı yeterince ilgilenmemek sayabilir. Burada iki kişi de nezaket göstermeye çalışırken birbirini rahatsız edebilir. Böyle bir durumda bütün meseleyi “Bizde böyledir” cümlesiyle bitirmek, karşılaşmayı bir alışkanlık yarışına dönüştürür.
Daha verimli bir yol, davranışın arkasındaki niyeti açıklayabilmektir. “Yeniden teklif etmemin nedeni kendini rahat hissetmeni istemem” demek, ısrarın anlamını görünür kılar. Konuğun “İstediğimde kendim söylemem benim için daha rahat” demesi de kendi sınırını anlaşılır hâle getirir. Bir arada yaşamak, herkesin aynı alışkanlığı edinmesini gerektirmeden bu küçük tercümeleri yapabilmektir.
Benzer bir durum eleştiride de ortaya çıkar. Bir metin hakkında “Biraz daha çalışılabilir” dendiğinde biri küçük bir düzeltme gerektiğini, diğeri metnin henüz hazır olmadığını anlayabilir. İfadenin yumuşaklığı, yapılacak işin büyüklüğünü belirsizleştirebilir. Açıklık için her zaman daha sert konuşmak gerekmez. “Şu iki bölümün yeniden yazılması gerekiyor” gibi somut bir cümle, hem ilişkiyi hem yapılacak işi koruyabilir.
Burada dil becerisi, farklı insanların aynı kelimeye hangi yükü verdiğini fark etme becerisiyle birleşir. Bir sözün doğrudan karşılığını bulduğumuzda işin bir kısmını tamamlarız. O karşılığın muhatapta nasıl bir beklenti yaratacağını düşündüğümüzde ise iletişimin sorumluluğunu üstleniriz. Bunun için kusursuz bir sezgiye ihtiyacımız yoktur. Anladığımız şeyi kontrol edecek kadar durabilmemiz yeterli bir başlangıçtır.
Anladığını kontrol etmenin inceliği
“Yanlış anlamadıysam şunu söylüyorsun” cümlesi bazen gereğinden fazla resmî bulunur. Oysa doğru yerde kullanıldığında konuşmayı ağırlaştırmadan açıklık sağlayabilir. Karşımızdakine kendisini düzeltme fırsatı verir. Dinlediğimizi göstermenin bir yolu da kendi yorumumuzu onun sözüyle aynı şey saymamaktır. Özellikle bir beklenti oluşuyorsa, anladığımızı tekrar etmek sonraki kırgınlığı azaltabilir.
Bunu yaparken bütün yükü karşı tarafa bırakmamak da önemlidir. “Beni anlamadın” demek yerine neyi yeterince açık söylemediğimize bakabiliriz. Bir davetin gerçek bir plan olduğunu anlatmak istiyorsak gün önermek, bir konuda karar vermediğimizi belirtmek istiyorsak bunu açıkça söylemek elimizdedir. Ötekinin bizi kendiliğinden çözmesini beklemek, bazen açıklama sorumluluğundan kaçmanın zarif bir yoludur.
Yazılı iletişimde bu sorumluluk daha da görünürdür. Kısa bir mesajda yüz ifadesi, sesin tonu ve konuşmanın ritmi bulunmaz. Gönderenin aceleyle yazdığı iki kelime, alıcıya soğuk gelebilir. Bu ihtimali bilmek her mesajı uzun bir açıklamaya dönüştürmeyi gerektirmez. Bazı durumlarda bir selam, bir zaman bilgisi veya “Şimdi ayrıntılı yazamıyorum” cümlesi yeterli bağlamı sağlayabilir.
Çeviri araçları kelimeler arasındaki mesafeyi azaltabilir. Fakat bir mesajın niçin gönderildiğini, hangi ilişki içinde okunduğunu ve okuyan kişinin ne yapmasının beklendiğini biz açıklamak zorundayız. Çok düzgün bir çeviri de belirsiz bir niyeti taşıyabilir. İletişimin niteliğini düşünürken yalnızca metnin doğruluğuna değil, metnin konuşmanın içindeki görevine de bakmak gerekir.
Farklılığı merakla karşılamak
Bir davranışı hemen yorumlamak yerine küçük bir soru sormak çoğu zaman daha çok şey öğretir. “Bunu söylediğinde bir plan mı öneriyorsun?” veya “Bu konuda doğrudan görüşümü söylememi ister misin?” gibi sorular, karşımızdaki kişiyi bir kültür kalıbının içine yerleştirmeden anlamamıza yardım eder. Merak, insanı kendi iletişim alışkanlıklarımızın ölçüsüne sıkıştırmamızı önleyebilir.
Elbette her anlaşmazlık bir kültür farkından kaynaklanmaz. Bazen gerçekten özensizlik, tutulmamış bir söz veya ihmal vardır. Her sorunu farklılıkla açıklamak da sorumluluğu siler. Anlamaya çalışmakla her davranışı kabul etmek birbirinden ayrı değerlendirmelerdir. Ortak bir hayat için hem farklı biçimleri öğrenmeye hem de beklentilerimizi ve sınırlarımızı açıkça söylemeye ihtiyaç duyarız.
Bir insanı anlamaya başlamak, onun bütün davranışlarını önceden tahmin edebilmek demek değildir. Bir süre sonra bazı sözlerini daha dikkatli duyar, suskunluğuna hemen kendi anlamımızı yüklememeyi öğreniriz. Kendi cümlelerimizi de daha özenli kurarız. Aynı dilde buluşmanın asıl değeri, her şeyi zaten bildiğimizi sanmakta değil, birbirimizi öğrenmeye devam edebileceğimiz bir alan açmasında olabilir.
Yeni yazılarda buluşalım.
Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

