Bir kararın görünmeyen maliyeti
Her seçimin bir bedeli vardır; ama bedel yalnızca vazgeçilen seçenek değildir. Bazen ertelenen bir konuşma, dağılan bir dikkat veya hiç denenmemiş bir ihtimaldir.
Bir iş teklifinin önünde oturuyorsunuz. Kâğıtta ücret, şehir, görev ve başlangıç tarihi yazıyor. Karar iki sütuna ayrılacak kadar kolay görünüyor: kabul etmek veya etmemek. Oysa bir seçimin hayatımızdaki karşılığı bu kadar düzenli değildir. O işin saatleri, aileyle geçirilen akşamları; yeni şehir, alıştığımız sokakları; reddetmek ise gelecekteki başka bir kapıyı etkileyebilir.
Karar verirken çoğu zaman gördüğümüz bedelleri sayarız. Kira, yol, maaş, süre. Görünmeyenleri konuşmak daha zordur. Bir seçimin zihnimizde ne kadar yer kaplayacağını, hangi ilişkiden ne kadar uzaklaştıracağını, bize neyi öğrenme imkânı vereceğini kesin rakamlarla yazamayız. Yine de hesaplanamıyor diye yok sayılan şey, bazen kararın en ağır kısmıdır.
Bu durum yalnızca büyük dönemeçlerde karşımıza çıkmaz. Her gün aynı toplantıya “evet” dediğimizde bir işin derinliğine ayıracağımız zamandan vazgeçeriz. Bir mesajı hemen cevapladığımızda dikkatimizi bulunduğumuz konuşmadan çekebiliriz. Kimse bu küçük tercihlere karar deme ihtiyacı duymaz. Fakat günün sonunda yaşadığımız hayat, büyük seçimler kadar bu küçük evetlerden oluşur.
Bir kararın bedelini görmek, her şeyi korkuyla tartmak anlamına gelmez. Hiçbir seçeneğin geleceğini bütünüyle bilemeyiz. Ama neyi gözden çıkardığımızı kabaca anlamak, kararın sahibi olmamıza yardım eder. “Başka çarem yoktu” cümlesini bazen gerçekten zor koşullar için kurarız; bazen de seçimin zor yanını kendimizden saklamak için.
Erteleme de bir tercihtir
Kararı vermemek çoğu zaman tarafsız görünür. Mevcut işte kalırız, konuşmayı açmayız, başvuruyu sonraya bırakırız. Bu sırada takvim işlemeye devam eder. Beklemek bize daha fazla bilgi sağlayabilir; bu nedenle her erteleme kötü değildir. Fakat hangi bilgiyi beklediğimizi söyleyemiyorsak, bekleyiş zamanla sessiz bir karara dönüşür.
Bir arkadaşın kırıcı sözünü düşünelim. Hemen konuşmak uygun bir an olmayabilir. Fakat aylar boyunca hiçbir şey söylemezsek ilişkinin biçimi yine de değişir. Mesafe artar, başka davranışları o eski sözün gölgesinde okuruz. Konuşmama seçimi görünürde bir olay yaratmaz; etkisi yavaş yavaş birikir. Bazı kararlar imzayla değil, tekrar edilen suskunlukla alınır.
Elbette herkes her konuda aynı özgürlüğe sahip değildir. Bir kişinin geçim kaygısı, bakım yükü veya sağlık durumu seçeneklerini daraltabilir. “Yeter ki iste” demek böyle durumlarda hayatın maddi sınırlarını görmezden gelir. Bir seçimin gerçek maliyetini düşünmek, insanı suçlamak için değil, önündeki alanın ne kadar geniş veya dar olduğunu anlamak içindir.
Bazen iki seçenek de değerli bir şeyi korur. Bir şehirde kalmak yakınlığı, başka bir şehre gitmek gelişmeyi mümkün kılar. Bunlardan birini seçen kişi diğerini sevmediği için seçmiş sayılmaz. İnsan bir yolu seçerken öteki yolun yasını da tutabilir. Bu duygu kararsızlığın kanıtı değil, kaybedilen ihtimalin değerini fark etmenin bir biçimi olabilir.
Bu yüzden kararlarımızı yalnızca “doğru mu yanlış mı” diye değerlendirmek eksik kalır. Hangi bilgiyle, hangi koşullarda, hangi değerleri koruyarak seçtik? Sonuç kötü çıktığında iyi düşünülmüş bir karar yine iyi düşünülmüş olabilir. Şansın payını tamamen silersek kendimizi gereksiz yere suçlar veya rastlantıyla gelen iyi sonucu üstün bir sezgi sanırız.
Seçimin sorumluluğunu taşımak
Bir karar alındıktan sonra geçmişteki bütün kapıları yeniden açmaya çalışmak yorucudur. Her gün aynı karşılaştırmayı yapmak, seçtiğimiz yolu yaşamaya ayıracağımız gücü azaltır. Bunun anlamı yanlış bir yolda ısrar etmek değildir. Daha yararlı soru, kararın hangi işaretler ortaya çıktığında yeniden değerlendirileceğini önceden düşünmektir.
Örneğin yeni bir işe başlarken üç ay sonra çalışma saatlerine, öğrendiklerimize ve sağlığımıza bakacağımızı söyleyebiliriz. Bir ortaklıkta kimin hangi sorumluluğu üstlendiğini yazabiliriz. Böylece karar bir kerelik cesaret gösterisi olmaktan çıkar; gözden geçirilebilen bir sürece dönüşür. İnsana hareket alanı sağlayan şey bazen seçeneğin kusursuzluğu değil, düzeltme imkânıdır.
Her bedel de aynı kişi tarafından ödenmez. Bizim aldığımız bir karar başkasının zamanını, emeğini veya güvenini kullanıyorsa bu etkiyi hesaba katmalıyız. Bir aileye, çalışma arkadaşına veya ortağa son anda haber vermek, kendi esnekliğimizi onların hazırlık imkânından alabilir. Kararın sorumluluğu, etkilediği insanları zamanında konuşmanın içine katmakla büyür.
Bazen en iyi seçim, hayatın bütün ihtimallerini açık tutan seçim değildir. Kapıları hiç kapatmamak için hiçbir yere yerleşmeyen, hiçbir işte derinleşmeyen, hiçbir sözü tamamlamayan biri de kayıp yaşayabilir. Bir olasılığı seçmek başka olasılıkları sınırlar; aynı zamanda bir şeyin gerçek hayatımıza dönüşmesini sağlar. Bedelsiz özgürlük arayışı, sonunda kullanılmamış bir özgürlüğe dönüşebilir.
Kendi kararlarımıza dönüp baktığımızda yalnızca nereye vardığımıza değil, karar verme biçimimize de bakabiliriz. Kimleri dinledik? Bilmediğimizi kabul ettik mi? Zor gerçeği ertelemek yerine açıkça adlandırdık mı? Bu soruların cevabı gelecekteki bütün seçimleri kolaylaştırmaz. Ama kendimizi daha dürüst bir pusulayla tanımamızı sağlar.
Seçilmeyen yolun nasıl bir hayat getireceğini hiçbir zaman tam bilemeyiz. Bu belirsizlik bazen içimizi kemirir. Yine de yaşam, bütün yolların sonucunu öğrenip en iyisini işaretleyeceğimiz bir sınav değildir. Elimizdeki bilgiyle, başkalarının hakkını gözeterek bir yola girebilir; gerektiğinde o yolu düzeltebiliriz. Kararın görünmeyen bedelini kabul etmek, seçimin içindeki hayatı daha bilinçli yaşamaya yardım eder.
Diğer yazılara dön ↗Yeni yazılarda buluşalım.
Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

