Fikrini değiştirmek, kendinden vazgeçmek değildir
Bir düşünceyi yıllarca savunmuş olmak, onu sonsuza kadar taşımamızı gerektirmez. Asıl mesele, yeni bir bilgi karşısında neyi koruyup neyi yeniden düşünmeye hazır olduğumuzdur.
Bir sofrada konuşma geçmişte söylenmiş bir cümleye dönüyor. Birisi, bugün farklı düşündüğünü belirtiyor. Hemen eski sözü hatırlatılıyor: Ama sen böyle demiyordun. Bu hatırlatmada bazen haklı bir hesap sorma vardır. Bazen de insanın düşüncesini değiştirmesine karşı tuhaf bir şüphe. Sanki bir kez söylediğimiz her şey, ömrümüz boyunca taşıyacağımız bir kimlik belgesine dönüşmüştür.
Elbette her değişiklik olgunlaşma değildir. Çıkarına göre yön değiştirmek, sorumluluktan kaçmak için eski sözünü inkâr etmek, ortamın güçlü sesine uyum sağlamak mümkündür. Bu yüzden değişimin kendisine övgü düzmek yeterli olmaz. Neden değiştiğimiz, neyi öğrendiğimiz, önceki düşüncemizin kimi etkilediği önemlidir. Ama bu soruları sormakla değişmeyi baştan bir kusur saymak arasında fark vardır.
Bir fikri uzun süre savunduğumuzda onun çevresinde bir hayat da kurabiliriz. Dostluklarımız, okuduklarımız, bize yöneltilen beklentiler o düşünceyle birleşir. Sonra karşılaştığımız bir bilgi yalnızca görüşümüzü zorlamaz; içinde rahatça durduğumuz yeri de sarsar. Yanlış düşünmüş olabileceğimizi kabul etmek bu nedenle salt zihinsel bir işlem değildir. Bazen ait olduğumuz çevredeki yerimizi yeniden tarif etmemizi gerektirir.
Bu zorluğu küçük bir gündelik meselede bile görebiliriz. Bir insanı uzaktan tanıyıp hakkında kesin bir hüküm veririz. Sonra onunla çalışır, davranışlarını görür, ilk yargımızın eksik olduğunu fark ederiz. Bunu söylemek kolay görünür. Yine de eski kanaatimizi savunmak için yeni gördüğümüz her şeyi bir istisna sayabiliriz. Hükmü değiştirmek yerine hayatı hükmümüze uydurmaya uğraşırız.
Düşünce ile kimlik arasındaki mesafe
Bir görüşün yanlış çıkması, onu savunan insanın bütünüyle değersiz olduğu anlamına gelmez. Fakat tartışmalarımızda bu ayrımı sık sık kaybederiz. Bir cümleye yöneltilen itirazı bütün kişiliğimize yöneltilmiş bir saldırı gibi duyarız. Böyle olduğunda konuşmanın amacı gerçeğe yaklaşmak olmaktan çıkar; kendimizi korumak olur. Soruyu dinlemek yerine karşılığını hazırlamaya başlarız.
Kendimizi her fikrimizle bütünüyle özdeşleştirmediğimizde daha geniş bir hareket alanı açılır. Bir meselede yanılmış olabiliriz; başka bir meselede dikkatli düşünmüş olmamız hâlâ mümkündür. Bir bilgiyi eksik değerlendirmiş olabiliriz; bunu düzeltmek için gerekli özeni gösterebiliriz. İnsanın değeri, her konuda ilk seferde doğru cevabı bulmasına bağlı olsaydı kimsenin öğrenmeye hakkı kalmazdı.
Yine de fikrimizi değiştirmeyi yalnızca içimizde yaşamak bazen yeterli değildir. Önceki sözümüz başkalarının kararını etkilediyse düzeltmenin de duyulması gerekir. Bir iddiayı yüksek sesle ortaya atıp yanlış olduğunu sessizce kabul etmek, onun bıraktığı izi temizlemeyebilir. Değişim burada bir cesaret gösterisinden çok sorumluluk meselesidir. Eski cümlenin ulaştığı insanlara yeni bilgiyi ulaştırmaya çalışmak gerekir.
Bunu yaparken kendimizi aşağılamamıza ihtiyaç yoktur. Neyi yanlış değerlendirdiğimizi, hangi bilginin bakışımızı değiştirdiğini, şimdi ne düşündüğümüzü açıkça anlatabiliriz. Savunma amaçlı uzun açıklamalar bazen asıl düzeltmeyi örter. Kısa ve anlaşılır bir kabul daha yararlı olabilir. Önemli olan, yanlışın çevresine yeni bir hikâye kurmak değil, onun sonuçlarıyla ilgilenmektir.
Bir görüşü değiştirmemek de her zaman inat değildir. Yeni diye sunulan her iddia sağlam olmayabilir. Kalabalığın farklı düşünmesi, bizim düşüncemizi kendiliğinden geçersiz kılmaz. Açık fikirli olmak, kapısı sürekli açık ve içinde hiçbir şey durmayan bir ev gibi yaşamak değildir. Gelen bilgiyi tartmak, gerekçesini sormak, gerektiğinde önceki kanaatini koruyabilmek de bu açıklığın parçasıdır.
Değişimin hesabını verebilmek
Belki en işe yarar soru şudur: Beni ne ikna ederdi? Bir görüşümüzü hangi bilgi karşısında gözden geçireceğimizi söyleyemiyorsak, onu düşünmekten çok koruyor olabiliriz. Bu soru her tartışmanın hemen çözüleceği anlamına gelmez. Bazı meselelerde bilgi eksiktir; bazıları değerlerimizle ilgilidir. Yine de hangi koşulda yeniden bakacağımızı bilmek, düşüncemizi dokunulmaz bir alana kapatmamızı önler.
Bazen değişim büyük bir dönüş olarak gerçekleşmez. Bir konuda daha az kesin konuşmaya başlarız. Eskiden tek sebebe bağladığımız bir durumu birkaç etkenle açıklamaya çalışırız. Hemen cevap verdiğimiz soruda artık biraz bekleriz. Dışarıdan aynı görüşü savunuyor görünebiliriz; ama o görüşün sınırlarını daha iyi biliriz. Öğrenmenin sessiz tarafı, cevaptan önce kullandığımız tonun değişmesidir.
Başkalarının değişmesine nasıl karşılık verdiğimiz de bu alanı belirler. Birinin eski sözünü her yeni konuşmada yüzüne vuruyorsak, ona doğruyu kabul etmekten çok eski yanlışını savunmak için sebep veriyor olabiliriz. Hesap sormak gerekir; fakat hesap sormanın amacı insanı sonsuza kadar aynı yerde tutmak olmamalıdır. Hatanın görülmesine ve davranışın değişmesine imkân bırakmalıdır.
Bir ailede veya çalışma ortamında, farklı düşündüğünü söyleyen kişinin hemen küçümsenmemesi bu yüzden değerlidir. İnsanlar fikirlerini değiştirdiklerinde itibarlarını bütünüyle kaybedeceklerini düşünürse görünürde tutarlı, gerçekte öğrenmeyen bir düzen oluşabilir. Herkes önceki cümlesini tekrarlar. Yeni bilgi gelir, ama konuşmanın kapısından içeri alınmaz. Düzenin sakin görünmesi, düşüncenin ilerlediğini göstermez.
Ben bir insanın bütün hayatı boyunca aynı cümleleri söylemesini güvenilirliğin yeterli ölçüsü saymıyorum. Daha anlamlı bulduğum şey, değişimin izini takip edebilmek. Neyi öğrendi, hangi bedeli gördü, hangi gerekçeyi artık yeterli bulmuyor? Dün söyledikleriyle bugün söyledikleri arasında açıklanabilir bir yol varsa, değişim bize o kişinin düşüncesini daha iyi tanıma imkânı verebilir.
Kendimizde korumaya değer olan şey, her eski hükmümüz değildir. Dürüstçe bakma isteği, başkasına verdiğimiz zararı ciddiye alma, bildiğimizle bilmediğimizi ayırma özeni daha sağlam bir süreklilik sağlayabilir. Fikirler değişirken bunlar yerinde kalabilir. Hatta kimi zaman bu değerlere sadık kalmanın yolu, eski bir fikri bırakmaktır. İnsan kendinden vazgeçmeden de başka türlü düşünebilir; bazen kendine karşı dürüst olabilmek için tam da bunu yapması gerekir.
Diğer yazılara dön ↗Yeni yazılarda buluşalım.
Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

