Her şeyi ölçerken neyi kaçırıyoruz?
Sayılar hayatı anlamamıza yardım eder. Fakat bir ölçü, değer verdiğimiz şeyin yerini almaya başladığında başarıyı çoğaltırken anlamı azaltabiliriz.
Bir çocuk okuldan dönüyor. Elindeki kâğıtta sınav sonucu var. Evdeki ilk soru kaç aldığı oluyor. O gün hangi düşüncenin aklına takıldığını, hangi soruyu sormaya cesaret ettiğini, anlamadığı bir şeyi sonunda nasıl kavradığını öğrenmeden bir sayı etrafında konuşmaya başlıyoruz. Sayı yanlış değil. Sadece günün bütününü anlatmıyor. Buna rağmen bazen bütün gün, o sayının içinden okunuyor.
Ölçüler bize düzen sağlar. Bir yolun uzunluğunu, bir işin süresini, bir hesabın sonucunu bilmek hayatı kolaylaştırır. Ölçmediğimiz her şeyi sezgiye bırakmak da adil değildir. Kimin daha çok emek verdiğini, bir uygulamanın işe yarayıp yaramadığını, kaynakların nasıl kullanıldığını anlamak için kayıtlara ihtiyaç duyarız. Sorun, sayılara başvurmamızdan çok onların hangi soruya cevap verdiğini unutmaya başladığımızda ortaya çıkar.
Bir kitabın kaç sattığını öğrenebiliriz. Fakat bir okurun o kitabı kapattıktan sonra hangi cümleyi yanında taşıdığını aynı kolaylıkla bilemeyiz. Bir parkın ziyaretçi sayısı tutulabilir; orada tek başına oturan bir insanın kendini ne kadar rahat hissettiği başka bir meseledir. Ölçülebilen sonuç ile yaşanan deneyim birbirine dokunur, ama bütünüyle örtüşmez. Aralarında kalan boşluk, hayatın önemsiz kısmı değildir.
Bazen bu boşluğu yok sayarak konuşuruz. Çok kişiye ulaşan bir yazının mutlaka iyi olduğunu, hızlı tamamlanan bir işin mutlaka düzgün yapıldığını, uzun çalışan bir insanın mutlaka daha çok katkı sunduğunu düşünürüz. Oysa hızın hangi özenin pahasına kazanıldığını, kalabalığın neden toplandığını, çalışma saatlerinin içinde neyin gerçekleştiğini de sormak gerekir. Sayı bir kapıyı açabilir. İçeriyi dolaşmanın yerine geçemez.
Gösterge hedefe dönüştüğünde
Bir öğretmenin öğrencileriyle ilgilendiğini anlamak için sınav sonuçlarına bakabiliriz. Ama öğretmenin bütün emeğini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirdiğimizde, öğrenmenin sınavda görünmeyen taraflarını arka plana itme ihtimali doğar. Merak, birlikte düşünme, yanlış bir cevabın nedenini anlama, henüz sonuç vermeyen bir çabaya alan açma. Bunlar değerlendirme dışına çıktığında, değersiz oldukları için değil, görünmedikleri için ihmal edilebilir.
Aynı durum bir yazı masasında da yaşanabilir. Okunma sayısını görmek yararlıdır. Hangi konunun insanlara ulaştığını anlamaya çalışırız. Fakat her metni en çok tıklanacak biçime sokmaya başladığımızda, yazının sorusu değişir. Anlatılmaya değer olanı aramak yerine dikkat çekecek olanı ararız. Bir süre sonra gösterge, yaptığımız iş hakkında bilgi veren araç olmaktan çıkar; neyi yapacağımızı belirleyen talimata dönüşür.
Buradaki kayıp her zaman açık bir kötü niyetle başlamaz. İnsan, emeğinin görülmesini ister. Bir kuruma sonuç göstermek, yaptığı işi savunmak, ilerlediğini hissetmek ister. Rakamlar bu ihtiyaçlara kolay bir dil sunar. Zor olan, o dili kullanırken başka dilleri de koruyabilmektir. Bir öğrencinin açıklaması, bir çalışanın itirazı, bir okurun uzun mektubu tabloya sığmayabilir. Yine de tablonun söyleyemediği bir şeyi söyleyebilir.
Ölçülerin kimi görünür kıldığı da önemlidir. Bir toplantıda kaç kişinin konuştuğunu saymak mümkündür. Fakat konuşmanın kesilmeden sürdürülebildiğini, yeni gelen birinin kendini rahatça ifade edebildiğini, sessiz kalanların neden sustuğunu ayrıca anlamak gerekir. Katılımın sayısı ile katılımın niteliği aynı soru değildir. İlkini cevaplamak, ikincisini sormaktan bizi muaf tutmaz.
Bir ölçüye itiraz etmek, hesabın dışında kalmak isteyen kişinin bahanesi sayılmamalıdır. Elbette her itiraz haklı değildir. Ama değerlendirme yönteminin kendisi de konuşulabilir olmalıdır. Neyin başarı kabul edildiği, hangi emeğin hesaba katılmadığı, hangi sonucun zaman içinde ortaya çıkacağı açıklanabilmelidir. Ölçüyü tartışmaya kapattığımızda, onun sınırlarını düzeltme imkânını da kapatırız.
Bir hayatın karnesi olmaz
Kendi hayatımıza bakarken de benzer bir daralma yaşayabiliriz. Kaç kitap okuduk, kaç yere gittik, ne kadar kazandık, kaç işi bitirdik? Bunları bilmek bize bir yön duygusu verebilir. Fakat bir yılı yalnızca tamamlanmış işler listesiyle değerlendirmek, o yılın taşıdığı başka şeyleri dışarıda bırakır. Bir yakına eşlik etmek, bir kaybın ardından gündelik hayata dönmek, artık sürdürülmemesi gereken bir alışkanlığı bırakmak aynı listede kolayca görünmez.
Hatta kimi zaman ilerleme, daha az şey yapabilmektir. Her davete yetişmekten vazgeçmek, iyi yapılması gereken bir işi aceleyle çoğaltmamak, bir konuşmayı sonuç almak için kesmemek. Dışarıdan bakıldığında hareket azalmış olabilir. İçeride ise daha bilinçli bir düzen kuruluyordur. Bir şeyin daha yavaş büyümesi, onun kötü büyüdüğünü tek başına göstermez.
Bu nedenle kendimize tuttuğumuz kayıtların yanında sorular da tutabiliriz. Bu ay neyi daha iyi anladım? Hangi kararın bedelini başkası taşıdı? Yaptığım iş kimin hayatını kolaylaştırdı? Hangi konuda yalnızca iyi görünmeye çalıştım? Bu soruların cevabı her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Fakat bir puan elde etmekten farklı olarak, davranışlarımızın anlamını düşünmemize yardım eder.
Sayılara yer açarken anlatılara da yer açmak gerekir. Bir hizmetin süresini izlemekle, o hizmeti alan kişiyi dinlemek birbirinin rakibi değildir. Biri tekrar eden bir sorunu gösterebilir; diğeri o sorunun nasıl yaşandığını anlatabilir. Sağlam bir değerlendirme, kolayca karşılaştırılabilen veriyi ciddiye aldığı kadar karşılaştırılması zor deneyimi de dinleyebilmelidir.
Ölçmek, dünyayı bir bakış açısından görünür kılmaktır. O bakışın dışında kalanları aramayı bırakırsak, bir süre sonra gösterdiğimiz başarıyla yaşadığımız hayat birbirinden uzaklaşabilir. Elimizde iyi bir tablo bulunur; fakat tablonun ait olduğu insanları anlayamayız. Belki de her hesabın kenarında küçük bir boşluk bırakmak gerekir: Henüz sayamadığımız, ama kaybetmek istemediğimiz şeyler için.
Diğer yazılara dön ↗Yeni yazılarda buluşalım.
Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

