İçeriğe geç
← Köşe yazısı arşivi

İHSAN ERZ · DiyarTime · 01 Eylül 2026

BİR GEMİ BATTIĞINDA, GÜVEN DE SU ALIR

Bir gemi battığında yalnızca metal bir gövde denizin dibine gitmez. Yolcunun devlete, işletmeye, denetime ve “güvenli yolculuk” sözüne duyduğu güven

Bir gemi battığında yalnızca metal bir gövde denizin dibine gitmez. Yolcunun devlete, işletmeye, denetime ve “güvenli yolculuk” sözüne duyduğu güven de su alır.  Girne’den Taşucu’na hareket eden FİLOJET’in alabora olmasıyla yaşanan büyük acıyı yalnızca rakamlarla anlatmak mümkün değil. Gemide bulunan 267 insanın her biri bir eve dönmek, bir çocuğa sarılmak, yarım bıraktığı hayatına devam etmek üzere yola çıkmıştı. Son açıklamalarda 241 kişinin sağ kurtarıldığı, sekiz kişinin hayatını kaybettiği ve 18 kişiyi arama çalışmalarının sürdüğü bildirildi. Arama devam ettiği için sayıların güncellenmesi mümkündür. Fakat hangi sayı açıklanırsa açıklansın, değişmeyen gerçek şudur: Bu yolculuk bazı aileler için bitmeyen bir bekleyişe, bazıları içinse ömür boyu taşınacak bir acıya dönüştü.

Öncelikle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, kurtarılanlara geçmiş olsun diliyorum. Kayıpların sağ salim bulunması için çalışan bütün ekiplere de minnet borçluyuz. Böyle felaketlerden sonra toplumun önüne iki yanlış seçenek konulur: Ya sadece yas tutacak ve hiçbir soru sormayacağız ya da acı henüz tazeyken hüküm dağıtacağız. Oysa sorumlu gazetecilik ve yurttaşlık bu iki uçtan da uzak durmayı gerektirir.

Soruşturma tamamlanmadan hiç kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz. Ancak “şimdi sırası değil” diyerek soruları ertelemek de doğru değildir. Çünkü deniz kazalarında gerçeğe ulaşmak, yalnızca geçmişi aydınlatmak için değil, bir sonraki yolculuğu güvenli hâle getirmek için gereklidir. Kurtulan yolcuların can yelekleri, bilgilendirme, mürettebatın davranışı ve geminin seyir hâli hakkında dile getirdiği iddialar vardır. Bunlar kesin hüküm değil, araştırılması gereken ciddi tanıklıklardır. Geminin teknik yeterliliği, bakım kayıtları, limandan ayrılmadan önceki kontrolleri, hava ve deniz koşulları, yük ve yolcu dengesi, acil durum hazırlığı, mürettebatın eğitim durumu ve tahliye sürecinin nasıl yönetildiği bağımsız biçimde incelenmelidir.

Denizde güvenlik, gemi su almaya başladığında dağıtılan can yeleğinden ibaret değildir. Güvenlik; gemi daha limandayken başlayan, birbirine bağlı bir sorumluluk zinciridir. Teknik bakım düzgün yapılacak. Denetim kâğıt üzerinde kalmayacak. Yolcu listesi eksiksiz tutulacak. Can kurtarma ekipmanı yalnızca mevcut değil, erişilebilir ve çalışır olacak. Mürettebat acil durumda ne yapacağını bilecek. Yolcuya anlaşılır talimat verilecek. Kaptan köşkünden kara birimlerine kadar her bilgi doğru zamanda aktarılacak. Kurtarma ekipleri olay yerine ulaştığında hangi gemide kaç kişinin bulunduğunu tereddütsüz bilecek. Bu zincirin tek bir halkası zayıfladığında deniz, ihmali büyütür. Karada birkaç dakikalık gecikme olarak görülebilecek bir aksaklık, açık denizde yaşamla ölüm arasındaki mesafeye dönüşebilir. Can yeleği bir aksesuar, tatbikat formalite, denetim mühür vurma işlemi değildir. Bunların her biri bir insanın eve dönme ihtimalidir.

Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki deniz yolu sıradan bir ulaşım hattı değildir. Aileleri, öğrencileri, çalışanları, ticareti ve iki kıyı arasındaki hayatı birbirine bağlar. Bu nedenle yaşanan olay yalnızca bir şirketin veya tek bir kurumun meselesi sayılamaz. İki ülkenin ilgili makamları, deniz ulaşımına duyulan güveni yeniden kurmak zorundadır. Bunun yolu genel ifadelerden değil, doğrulanabilir açıklıktan geçer. Kamuoyu şu bilgileri görmelidir:

Geminin son teknik muayenesi ne zaman ve hangi ölçütlerle yapıldı?

Bakım ve arıza kayıtlarında hangi bulgular vardı?

Sefer izni hangi veriler değerlendirilerek verildi?

Can kurtarma ekipmanının kapasitesi ve erişilebilirliği yeterli miydi?

Mürettebatın zorunlu güvenlik eğitimleri ve tatbikatları güncel miydi?

İlk tehlike bildirimi hangi saatte yapıldı ve kurtarma zinciri dakika dakika nasıl işledi?

Yolcu tanıklıklarıyla resmî kayıtlar hangi noktalarda örtüşüyor, hangi noktalarda ayrılıyor?

Bu soruların cevapları soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeden, belirli bir takvimle ve düzenli biçimde kamuoyuyla paylaşılabilir. Teknik inceleme bağımsız uzmanları da içermeli; ulaşılan sonuç yalnızca sorumluları belirlemekle kalmamalı, bağlayıcı güvenlik değişikliklerine dönüşmelidir. Felaketlerden sonra bütün öfkeyi birkaç kişiye yöneltmek kolaydır. Eğer kusur ve ihmal varsa elbette hukuk önünde hesabı sorulmalıdır. Fakat sorumluluğu yalnızca son halkaya yüklemek, sistemi görünmez kılabilir.

Bir geminin güvenliğinden işletmeci, teknik ekip, denetleyici kurumlar, liman otoritesi, mürettebat ve acil durum zinciri farklı ölçülerde sorumludur. Sağlıklı soruşturma, “Bir kişi ne yaptı?” sorusunun yanında “Bu sistem hatayı neden daha önce görmedi?” sorusunu da sormalıdır. Çünkü gerçek ders, yalnızca cezadan ibaret değildir. Benzer yaştaki ve özellikteki gemiler yeniden denetlenmeli; bulgulara göre sefer şartları güncellenmeli; yolcu gemilerinde tahliye tatbikatları, görünür güvenlik bilgilendirmesi ve mürettebat yeterliliği daha sıkı ölçülmelidir. Denetim raporlarının özetleri kamuya açık hâle getirilmeli, yolcu da bineceği geminin temel güvenlik bilgilerine ulaşabilmelidir.

Arama kurtarma çalışmalarında Türkiye ile KKTC kurumlarının birlikte hareket etmesi değerlidir. Fakat dayanışma, yalnızca felaket meydana geldikten sonra gösterilen güçle ölçülmez. Asıl başarı, bir sonraki felaketi önleyecek ortak güvenlik düzenini kurabilmektir. İki taraf arasında çalışan yolcu gemileri için ortak denetim ölçütleri, karşılıklı veri paylaşımı, habersiz kontroller, ortak tatbikatlar ve acil durum iletişim protokolleri yeniden ele alınmalıdır. Bir limanda yeterli görülen geminin diğer kıyıda da aynı güvenlik standardını karşılaması gerekir. İnsan hayatı, kurumlar arasındaki yetki tartışmasının boşluğuna bırakılamaz. Kardeşlik yalnızca aynı acıya ağlamak değildir; aynı acının bir daha yaşanmaması için birlikte kural koymaktır.

Deniz güçlüdür, hava değişkendir ve bazı kazalar bütün önlemlere rağmen yaşanabilir. Ancak eldeki bütün kayıtlar incelenmeden, tanıklar dinlenmeden, teknik nedenler açıklanmadan ve denetim zinciri ortaya çıkarılmadan bu faciayı “kader” kelimesiyle kapatamayız. Geride kalan ailelere karşı borcumuz yalnızca başsağlığı dilemek değildir. Onlara gerçeği, adaleti ve tekrar etmeyecek bir güvenlik düzenini borçluyuz. Bugün siyah kurdeleler takılacak, bayraklar yarıya inecek, dualar edilecek. Bunların hepsi acıyı paylaşmanın kıymetli biçimleridir. Fakat birkaç hafta sonra gündem değiştiğinde dosya da sessizliğe gömülürse, yasımız sorumluluğa dönüşmemiş demektir. Bu faciada kaybettiğimiz her insanın hatırası, denizde güvenliğin bir maliyet kalemi değil, vazgeçilmez bir kamu görevi olduğunu bize hatırlatmalıdır.

Bir gemi battığında güven de su alır. O güveni yeniden yüzeye çıkarmanın tek yolu; gerçeği saklamadan açıklamak, ihmali varsa hesabını sormak ve bir sonraki yolcunun evine sağ salim döneceği sistemi kurmaktır. Türkiye’nin ve KKTC’nin başı sağ olsun.

İlk yayın: DiyarTime · 01 Eylül 2026 · Özgün yayını aç ↗

Diğer köşe yazılarına dön ↗
E-posta ile takip edin

Yeni yazılarda buluşalım.

Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.

Abone ol

Ücretsiz. Dilediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.