YENİ HAYVAN KANUNU SAHADA NASIL UYGULANIYOR?
Türkiye’de sokak köpekleri tartışması yıllardır aynı iki kutup arasında gidip geliyor: bir yanda insanların güvenlik kaygısı, öbür yanda hayvanların yaşam
Türkiye’de sokak köpekleri tartışması yıllardır aynı iki kutup arasında gidip geliyor: bir yanda insanların güvenlik kaygısı, öbür yanda hayvanların yaşam hakkı. Bu yazıda o tartışmaya yeniden girmek yerine, 2024’ten bu yana yürürlükte olan yeni düzenlemenin sahada nasıl uygulandığına bakmak istiyorum. Çünkü bir kanunun ne getirdiği kadar, nasıl uygulandığı da önemli.
7527 sayılı Kanun ne değiştirdi?
Temmuz 2024’te kabul edilen 7527 sayılı Kanun ile 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda kapsamlı değişiklikler yapıldı. Belediyelere sahipsiz hayvanları toplama, bakımevlerinde rehabilite etme ve sahiplendirme konusunda daha belirgin yükümlülükler getirildi; bakımevi kurmayan ya da kapasitesini yeterli hâle getirmeyen belediyeler için süreler ve yaptırımlar tanımlandı. Ardından çıkarılan yönetmelik de toplama, barındırma, rehabilitasyon ve sahiplendirme süreçlerini ayrıntılandırdı.
Kanunun ilan edilen amacı, kamu güvenliğini, insan sağlığını, hayvan sağlığını ve çevreyi birlikte korumak. Bu amaç kâğıt üzerinde anlaşılır. Hiçbir ebeveyn çocuğunu okula gönderirken korkmamalı. Aynı şekilde toplanan hiçbir hayvan da kapalı kapılar ardında aç, susuz ya da tedavisiz bırakılmamalı.
Hayvanı sokaktan toplamak görece kolay. Zor olan, onun nerede, hangi koşullarda ve ne kadar süre yaşayacağını güvence altına almak. Bu nedenle uygulamanın başarısını ölçmek için birkaç somut soruya bakmak gerekiyor:
Toplanan her hayvanın bir kayıt numarası var mı? Aşıları ve sağlık kontrolleri düzenli yapılıyor mu? Bakımevlerinin kapasitesi ve doluluk oranı kamuoyuyla paylaşılıyor mu? Ölüm, hastalık ve sahiplendirme sayıları bağımsız biçimde denetleniyor mu?
Bu bilgilerin önemli bir kısmı bugün pek çok belediye için kamuoyuna açık değil. Açık olmadıkça da uygulamanın iyi mi kötü mü işlediğini tartışmak, ancak tek tük haberler ve sosyal medya görüntüleri üzerinden mümkün oluyor.
Bakımevi bir depo değil
Bir köpek, mama ve su bırakılıp kapısı kapatılan bir alanda sağlıklı yaşayamaz. Sosyal bir hayvan; hareket etmeye, çevresiyle ilişki kurmaya ve güven duymaya ihtiyacı var. Aşırı kalabalık, sürekli gürültü, kontrolsüz grup barındırma ve uzun süre hareketsiz kalmak; korkuya, saldırganlığa ve içe kapanmaya yol açabiliyor.
Köpek eğitimiyle uğraşan biri olarak gözlemim şu: Davranış sorunlarının önemli bir kısmı hayvanın doğasından değil, tutulduğu koşullardan kaynaklanıyor. Kötü yönetilen bir bakımevi sakin bir köpeği saldırgan hâle getirebiliyor. Doğru değerlendirme ve sosyalleştirme yapılan bir merkez ise sorunlu görülen pek çok hayvanı sahiplendirilebilir hâle getirebiliyor.
Bu yüzden her bakımevinde veteriner hizmetinin yanında davranış değerlendirmesi ve rehabilitasyon programı da olmalı. Köpekler yaşına, sağlık durumuna ve uyumuna göre ayrı gruplarda barındırılmalı. Bir bakımevinin başarısını gösteren rakam, kaç hayvan topladığı değil; kaç hayvanı sağlıklı ve kalıcı biçimde sahiplendirdiği.
Tarım ve Orman Bakanlığının 2024’te paylaştığı verilere göre Türkiye’de yaklaşık 4 milyon rehabilite edilmemiş sahipsiz hayvan bulunduğu tahmin ediliyordu. Aynı açıklamaya göre 2004–2023 döneminde yerel yönetimler yaklaşık 2,5 milyon hayvanı kısırlaştırmış, 2,8 milyondan fazla hayvanı aşılamış ve bakımevlerinden 533 bin hayvan sahiplendirilmişti.
Bu rakamlar ciddi bir emek harcandığını gösteriyor. Ama yirmi yıllık çabaya rağmen sayının neden azalmadığını da düşündürüyor. Cevabın önemli bir kısmı sokağa yeni giren hayvanlarda yatıyor. Evlerde ve ticari üretim yerlerinde kontrolsüz çoğaltılan, sonra sokağa bırakılan hayvanların önü alınmadıkça bir taraftan toplanan hayvanların yerini öbür taraftan gelenler dolduruyor.
Mikroçip ve kayıt sistemini bu yüzden yalnızca bürokratik bir işlem olarak görmemek gerekiyor. Terk edeni tespit etmek, üretimi ve satış zincirini izlemek, kalıcı çözümün temel parçaları.
Belediyelerin düzenli veri yayımlaması, bakımevlerinin bağımsız denetime açık olması, toplama ekiplerinin hayvanı yaralamadan ve korkutmadan çalışacak biçimde eğitilmesi, kısırlaştırma kapasitesinin artırılması ve sahiplendirilen hayvanların takip edilmesi; yeni düzenlemenin gerçekten işleyip işlemediğini gösterecek göstergeler bunlar.
Okullarda çocuklara hem hayvanlardan nasıl korunacaklarının hem de onlarla nasıl doğru iletişim kuracaklarının öğretilmesi de bu planın parçası olmalı. Bilgisizlik korkuyu büyütüyor, korku da çoğu zaman yanlış tepkilere yol açıyor.
Kanunun yürürlüğe girmesinin üzerinden iki yıla yakın zaman geçti. Bu süre, ilk değerlendirmeyi yapmak için yeterli. Bakanlığın il il bakımevi kapasitesini, doluluk oranlarını ve sahiplendirme rakamlarını bir rapor hâlinde kamuoyuyla paylaşması, tartışmayı görüntüler ve sloganlar yerine veriler üzerinden yürütmemizi sağlar.
Farklı bakışlar, değerli kalemler, özel haberler.AGD’yi keşfet ↗
Diğer köşe yazılarına dön ↗Yeni yazılarda buluşalım.
Yazılar, kitap notları ve duyurular için e-posta listeme katılın.
